16/5/2009 - turab

güneşle çıkagelen gökyüzü dağların arkasından gülümseyince toprağa. Esmer teni günlerdir yanıp kavrulan
toprak, yorgun bedenini hafifçe kaldırıp, çattı kaşlarını astı suratını gökyüzüne. Gökyüzünün gülümsemesi kaldı yarıda; bu bir emirdi sanki sevgiliden. Çağırdı bulutlarını, çarptı birbirine, ihlal etti tüm fizik kurallarını. Bir güzel serinletti Turab’ tan olanı. ıslak taneler ağdırdı göğünden yüzüne toprağın. Sadece yüzü gülsün diye , asmasın suratını diye. Turab inatçıydı; asiydi, çok güzeldi belki ama huysuzdu. “Dur artık yeter; çamur ettin beni, aslıma mı döndüreceksin? Değersiz mi yapacaksın beni? ” diye sürüp giden bir sürü, acıtan cümle kurdu bu sefer de. Gök anlam veremedi; nasıl memnun edebilirdi bu asil ve güzel toprak evladını. “Peki” dedi olgun başını kaldırıp ; aynı sakinlikte bulutlarını ayırdı, tekrar kurutmak için o ıslak bedeni, güneşini gösterdi. Hatta dedi ki:” Bu hediyemi de kabul et. Şafağa bak!” Kaldırdı sinirli başını Ebu Turab gördüğü çok güzeldi. Daha önce yan yana gelmeyen renklerden kurulu bir ebemkuşağı. Az da olsa sakinleşti. Durulmadı ama, kaynıyordu içi kıpır kıpır. Bir bardak gökyüzü içmesi ne kadar söndürebilirdi ateşini. Gökyüzü toprağa aşıktı, ne dese hayır diyemezdi. Asla. O şımarıklık yapıp ne isterse, karşılıksız bırakmadı isteklerini. Bazen bembeyaz pamuk örtülerle kapladı , çıplak vücudunu, gelinler gibi süsledi. Ardından yeşile kapladı o yanık tenini. Üzerine çiçekler kondurdu. Daha da bir güzelleştirdi. Bazen içini ısıttı, sıcacık yaptı. Dokunmak istedi, yaktı.Yandı. Sonra su serpti içine. Yağmurlar yağdırdı üzerine. Döngüsel süreç devam ederken, toprağın oğlu yine mutsuzdu, yine suskundu, yine sinirliydi. Bir kez; tüm güzelliğiyle kafasını kaldırıp da gökyüzüne baksaydı, gözleri gözlerine değseydi. Elini uzatsaydı. Tutamasa da… Rüzgarlarla koklasaydı tenini… İşte bütün çaba bunun içindi .Bir kez olsun diye. Aşktı bu; gökyüzü ümitsiz olmadı , biliyordu birgün o kavuşamayan yer ve gök kavuşacaktı. Toprağın yanan ateşi sönecek ,durulacaktı. Azap günü de olsa, kurtuluş günü de olsa o gün , kavuşacaklardı. Sarılacaktı gök yere, Sarsılacaklardı. “Yer ve gök o büyük sarsıntıyla sarsıldığı zaman” O gün…
|